1 Mart 2014 Cumartesi
Kürk Mantolu Madonna-Sabahattin Ali
Cumhuriyet edebiyatımızın gerçekçi öncülerinden biridir Sabahattin Ali.Benimde en sevdiğim yazarlardandır.
Kürk Mantolu Madonna 1943 Yılında yayınladığı bir romanıdır Ali'nin.İkinci kez askerlik yaptığı dönemde çadırda yazmıştır bu romanı hatta gazeteye yetiştirmeye çalışırken attan düşüp bileğini kırdığı çektiği acıya rağmen kendi yöntemleri ile tedavi ederek yetiştirmiştir bu eşsiz romanı.
Romanın asıl kahramanları Rasim,Raif Efendi ve Maria Puderdir.Rasim işsizdir Ankarada sokakda bir arkadaşına rastlar.Arkadaşı bir şirkette müdür yardımcısıdır ve ona şirkette çalışabileceğini söyler.Ertesi gün iş başı yapar oda arkadaşı Raif Efendidir.Haftalarca aynı odayı paylaşmlarına rağmen pek iletişime geçemezler çünkü Raif efendi fazlasıyla sessiz biridir.Raif ailesi ve iş arkadaşları tarafından ezilen ve küçümsenen biridir lakin Rasim, Raif Efendinin farklı bir kişiliği olduğunun, sıradan biri olmadığının farkındadır.Raif Efendi bir gün hastalanır ve bir süre işe gelmez yetiştirmesi gereken çeviriler vardır.Rasim çevirilerini onun evine götürür ve böylece onun yaşamını ve ailesini tanıma fırsatı yakalar.
Raif efendi,Rasim'e iş yerindeki çekmecesinde bir defteri olduğunu söyler ve onu yakmasını ister.Rasim söylediğini yapar defteri alır lakin yakmaz önemli bir şeyler yazdığı düşünür ve defteri gizlice okumaya başlar.
Romanın ikinci örgüsü bundan sonra başlar.Raif Defterinde Almanyada yaşadığı büyük aşkını yazar.Raif Efendi yıllar öncesinde babasının isteği üzerine Almanyaya iş öğrenmek için gider ve orada Maria Puder adında biriyle tanışır.Maria, Raif'in büyük ve yarım kalan bir aşkı olacaktır.Ondan ayrıldığı her gün bir diğerinden daha kötü geçer Raif'in.Yıllar yıllar sonra Raif Ankarada büyük aşkı Maria Puder'e rastlar ve yanında küçük bir kız vardır meğer büyük aşklarının meyvesi ikisinin çocukları olduğu gerçeğini öğrenir.
Bu gerçekti Raif'i yataklara düşüren o tesadüf, o büyük aşktı.Rasim bunları okuduktan sonra Raif Efendinin yanına koşar onun eşsiz biri olduğunu anlamıştır lakin eve geldiğinde her şey için çok geçtir.
Sabahattin Ali, bu romanında aşkı en güzel ve tutkulu biçime işlemiştir.Lakin asıl anlatmak istenen hayatta en basit sandığımız insanların bile içinde ne büyük hislerin, ne yoğun duyguların var olduğunu gerçeğini bilemediğimizdir.İnsanlar hakkında hüküm vermek ve onlara önyargı ile yaklaşmak bize hep en kolay gelir.
Roman Hakkında Kendi Görüşlerim
Hiç sıkılmadan okudum diyebileceğim bir roman.Sanki bir anı defterini yahut günlüğü okurmuşcasına bir his uyandırıyor okuyucuda.Sonu biraz Türk Filmi kıvamında bitmiş olmasa da mutlaka okunması gereken kitaplardan.Sabahattin Ali'yi saygıyla anıyoruz.
" Şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum!" dedi. "Bu eksik sana değil, bana ait... Bende inanmak noksanmış...Beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanamadığım için, sana aşık olmadığımı zannediyormuşum... Bunu şimdi anlıyorum. Demek ki, insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar... Ama şimdi inanıyorum... Sen beni inandırdın... Seni seviyorum... Deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum..."
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder